Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
To add a comment, sign in with your Windows Live ID (if you use Hotmail, Messenger, or Xbox LIVE, you have a Windows Live ID). Sign in
Bağışla
beni kalbim, eğer uzanırsa bir başkasının elleri ellerime, bakışları
çarparsa gözlerime. Eğer girmeye çalışırsa bir küçük kelebek bu yorgun
bedene, bağışla beni. Kaçtır kaçıyorum, bu gerçeği görmemek için kaçtır
kör ediyorum gözlerimi, kaç güneşler batırdım karanlığa gizlemek için
kırık gönlümü, kaç denizlerde boğdum bu zayıf bedeni, yinede çekip
gidemedim bendeki seni bırakıp, yine başaramadım.Aşkımın yıllardır sana
acıkmışlıgını ömrümün sonuna dek yanında olmanın bile doyuramayacagını
bile bile tek sermayemı duymamı engelliyor degiştigin ask yasası ..
Aslına bakarsan lüzumsuz cümleler kurmak değil niyetim.Bunca seneden
sonra kurulmamış bir cümle kaldıysa aramızda onları toparlıyorum
farzet. Kısada olsa yaşadığımız her anın değerli olduğunu düşünmüştüm,
işte buyüzdendir ki, dolandırmayacağım söyleyeceklerimi. Hani acılarla
beraber savaştık, hani her şeye inat sevdamızla ayakta kalacaktık..
Dimdik duracaktık kör ayazların önünde, gerekirse bedenlerimizden
vazgeçip ölümü bile gurur sayacaktık aşkın kutsallığında..Şimdi canımı
acıtıyor senli hatıraların gözbebeklerimde çığlık çığlığa ölmeleri.
Canımı yakıyor suskunluğun dudaklarıma diklenen arsız kelimeleri.
Savaşı kaybetmiş bir askerin düşmana esir düşmektense silahındaki tek
kurşunu şakaklarına dayayıp onurluca ölmesi gibi ben de varlığında
ölümü kutsuyorum dudaklarıma… Ya ölüm olmalıydım dudaklarında ya da son
nefes olmalıydım soluduğun canda.Eğer ben vazgeçersem "senin içindi"
diye başlayan şiirlerden,
Mutluluklara küsersem, yalancı şarkıları susturursam
O çok sevdiğim kalbin duymayacak mı artık beni?
Milyonlarca insanız,
Yine, kimse bişey söylemeyecek mi sana?
Herkes mi dilsiz?Yüreğimin devrik hükümdarlığı isyanın eşiğindedir..
Ve artık her şeyin boşluğunda salınırken,her şeyden tanım çıkarmaya ve
anlam bulmaya zorlanırken yabancılar kolonisidir her bildik yüz…
Bir amaçsızlık yatağına varmaktadır her eylemimle içimde yükselen nehir…
Şimdi;
Her yaşadığım bir fotoğraftır… İncelen ve giderek soluklaşan her bakışta,
kalbimde bir telaş hazırlanır yeni bir yaşama.
Yaşama ve aşka dair gizlerim ayaklandığında bir özlem parçalar sızlayan yüreğimin kapakçıklarını…
Bir ben miyim böyle avaz avaz bağıran?Ve bir sen misin bana bu kadar uzak,
Sana en çok ihtiyacım olduğu anda.Yasamin beni savurdugu bu acilari yenebilmemin tek sebebisin
Hic bir aci senden ayriligimdan fazla degilse
Hic bir caresizlik sana sarilamamam kadar keskin degilse
Ve en guclu aci diger butun acilari bastiriyorsa egerIste ben senden ayriliga siginiyorum
Sensizligin caresizligi diz cokturuyor Seytan`a
Elini kolunu bagliyor yasamin sundugu butun huzunlerin
Solugunu kesiyor
Ruhumu alev alev yakan butun acilarinBir ihtimal gelisine sigindigimi farkettiysem de, engel olamadim gurursuz
ama umutlu hasretine… Bugün gönlümü hos tutmak istiyorum,
imkansiz olan her rüyaya inanasim geliyor… Bir cocuk gibi
isteklerimi bastiramiyorum… calmayan telefonuma elim gidiyor,
sana halen bende oldugunu israrla yazmaya calisiyorum… Bende olan seni,
hic kirmadim, degistirmedim ve hep korudum desem de, sendeki benin
nasil oldugunu, gülüp gülmedigini anlamsiz bir sikintiyla merak
ediyorum… Eskiden kimi sarkilarin ne kadar anlamli oldugunu düsünürken,
simdi
ayriligin ardindan calinan her sarki umutsuzlugumu ve sevgimi anlatiyormus
gibi geliyor… Sevdigim ne cok sarki varmis, bunu senin gidisin gösterdi
bana…Senden sonra kaç kez direndim gecenin yorgun çehresine, kaç kez
suya bulandı uykuya hasret yüzüm istese de istemese de, sarhoş oldu
içkiye alışık olmayan bu beden. Yalpaladım biraz, evet yadırgadım
üstüme giydiğim bu acınası kişiliği ama ona da alıştım galiba. Tıpkı
yokluğuna alıştığım gibi, hıçkırıklarımla sese bürünen gecelere,
umutlarımı bir bir alıp giden yıldızlara alıştığım gibi ona da alıştım.
Şu küçücük odamda bir dünya yarattım bende, kolpa yıldızlarımda aradım
mutluluğu, izmaritlerimle süsledim yalnızlığı
Her sarkida sen varsin, her yerde, her gördügüm insanda, denizde,
gecede, uykumda… Nasil beceriyorsun her yerde olabilmeyi…
Bu bir marifetse eger, neden benim yanimda degilsin ki?
Gözyaslarim asilligini yitiriyor ve yenik düsüyorum sevdana…Şimdi
senden bana kalan ne bir resim ne de yüzünü anımsatacak bir hayal
bıraktın zaman denilen ve senden olan şerefsizin işbirliğiyle…
Ama sen unuttun mu yoksa şizofren oyununda sürükleyici bir sahne yaratma düşüncesi miydi bilmiyorum…?
Bir
yudum su, içtikce kanılmayan HAYAT susuzluk..Eller sallanmış ,
Merhabaya elveda, HAYAT kısacık. Hayat dörtnala doru at,Hayat bir
nakarat.Kimine göre başarıda,hırsta,parada,kariyerde, Hayat
başarısızlıklarda,korkularda,denemeden ögrenemeyeceklerimizde, Hayat
dudaklarında, Hayat idealinde, Hayat burkulan,hasretten
kavrulan,gögsünde çırpınan kalbinde, Hayat kuşların kanadının
özgürlügünde, Hayat kızarmış simidin kokusunda, Hayat parmagının
ucunda, Kalbinin derinliklerinde, Yaşam felsefende, Yaşamama
felsefende, Hayat kirpiginin ıslagında, Dökülen yapragın sarısında,
Dalgalanan denizin köpügünde, Hayat bunlar kadar önemli,hayat,kim
bilir,bunlar kadar önemsiz... Hayat bir mecburiyettir aslında...Nefes
alma mecburiyeti, Kim bilir,belki mutlu olmaya çalışma çabasında
Uyuyamayan ihtiyarın gözünde, Hayat ölümün son anında, işte... Ben de
çocuktum belki hala öyleyim. Ben oynardım, sen oynamazdın. Ben
yaramazlık yapardım, sen yapmazdın. Ben bebeklerine elbise dikerdim,
senin bebeğin hiç olmadı belki de. Ben kahkaha atıyorsam sen sadece
gülüp geçiyorsun belki de...Bakışları üzerimde, karşımda
kıpırdamaksızın duran bir heykel gibiydi. Beni inceliyordu ben de seni
incelemeye başladım. Ona uymayan kısa bir pantolon vardı üzerinde.
Yırtık, mavi örme bir yelek geçirmişti. Hava sıcaktı aslında ama buna
rağmen üzerinden çıkarmamış diye düşündüm. Kirli beyaz bir tişört mavi
örme yeleğin altında lekeler içindeydi.Vurduğun yürek kanıyor mu,
hayatı devam ediyor mu, sıcak bir nefese, bir tatlı tebessüme ihtiyacı
var mı ya da dindirebildi mi engel olamadığı kanayan yaralara bu hiç
düşünülecek bir şey değildir bırakıp giden için. Önemli olan onun
bundan sonraki yaşamıdır. Daha öncesi yok sayılır. Her ilişki başlar ve
biter mantığı. Yok sayılan duygu fırtınalarının . Adına başka anlamlar
yüklediğimiz ne varsa isimsiz kalmıştır bir yetim gibi otalarda. Sahip
çıkan kalandır, gidense unutan. Söz geçmez yüreğe ta ki kendi yüreğini
ele geçirinceye kadar. En acısı da eskiden başın sıkıştığında aradığın
yoldaşın, şimdi canın sıkıldığında bununla mutlu olandır. Senin acını,
sıkıntını, sağlığını kendinden sayarken şimdi bir yabancısındır. Sizin
ayağınızın fazlasıyla yere bastığı oldu mu hiç?Hem de o ayaklarınızın
fena bir şekilde bulunduğunuz yerin dibine girmesini şiddetle
arzuladığınız halde bunun mümkün olmadığı..Ve ayak uçlarınızdan yavaş
yavaş muma dönüşüp erimeye başladığınızı hissetiğiniz Ve oracıkta keşke
tamamen yok olsam dediğiniz.Çocukken …Düşünürdüm.Geleceğimi..büyüyünce
olabilecek olasılıkları..kurardım bazen..kötü şeyler gelirdi aklıma, ya
şöyle olursa ya böyle olursa diye, aslında hiçte üstüme
kondurmadan..Öyle bişey olursa çıldırabilirdim zaten,aklımı
yittirirdim,mahfolurdum,biterdim,yaşayamazdım ki ben..sadece saçmasapan
olasılıklardı onlar o kadar,esasında herşey çok güzel
olacaktı,olmalıydı,tam da hayal ettiğim gibi,güzel günler hesap
etmişştim hiç üşenmeden, mükemmel planlar tasarlamıştım..iyi bi
insandım ya hani ben,hakediyordum yani bunu…Gün geldi,büyüdüm ..Ve bir
gün ben dönüp arkama bir de baktım ki,o olmaması gereken
olasılıklar,varsayımlar,sinsi sinsi, çaktırmadan hayatım olmuşlar,ben
olmuşlar ve ben çıldırmamışım,kafayı yememişim,ölmemişim ve hala
yaşıyorum..Hayat bu mu gerçekten .İnanmak gelmiyor içimden.Biri bana
bunun böyle olmadığını,gerçekten sadık insanların da var
olabileceğini,bir insanın bi insanı sevdiğinde ölene kadar,hatta iki
cihanda vazgeçmeyedebileceğini söylesin lütfen.Neden herkes bu kadar
olursa olur, olmazsa olmazcı olmuş,neden bu kadar istikrarsız olmuş
bütün hikayeler,anlayamıyorum!Boş masalarda hatırladım ben seni…Boş
masalarda bekledim…Geç kaldın ömrümün bi tanesi,çok geç kaldın…Bense
senin gecikmelerine yandım durdum…Yağmurlar yağdı masalara…Sen
yoktun..Bir gün dedin,geleceğim…Şimdi o masalar boş,kimsesiz bekliyor,,
karşılayacaklar seni…ama bu sefer bende yokum…elinde sapanın haylaz bir
çocuksun...attığın taşların açtığı yaralar, kanadıkça gülümsemen
büyüyo.... izlemek hoşuna gidiyo, çırpınışımızı....acaba nerde pes edicek deyip beklemek, mutlu ediyo seni..... durma oyna...oyundan ibaret dimi senin için herşey....ama, sıkı sarıl sapanına,iyi biriktir taşlarını,ört saklandığın yeri....günün geliyo seninde... büyümen yakındır.....sen büyümezsin biliyorum.....içindeki çocuk ölmez....uslu değilim.... haylaz belki....kötü değilim,iyinin yanına hiç uğramadım........sıkılganlığımı kıramadım.... esaretime başkaldırışım....meymenetim yok ki.... halim biraz tuzsuz...tatsız dememe gerek Varmı???sereserpe bi hayat.... dağınığım,,,,,halim yok toplanmaya.... konuşmaya dermanım kalmadı....gevezeliğimi sığdıramadım hiç bi kaba....... faydasızım....yüzsüz...düşkün...adım yok benim........Sanmayın biter bu durgunluğum Sarmadan kuytu yaralarımıSanmayın biter bu huysuzluğumAçmadan saklı duygularımÇok mu güçsüz duruyorum derdimi paylaşınca Çok mu
çaresiz dersiniz dertten ağlayınca. ESKİ ZAMAN GÜNLERİ
Mutlulukmuarıyorsun?Eski defterleri oku.Hayatı hayat gibi mi yaşamak
istiyorsun?Bayramları hatırla eski günlerdeki. Hayat ne garip,bu
yolculuğa başlarken herkes gülüyordu, bir tek ben ağlıyordum.
Yolculuğun son deminde ise ben gülerken herkes ağlıyor olacak büyük bir
ihtimalle. Garip olmasına garip de, acaba garip olan hayatın kendisi
mi, yoksa biz insanoğlu mu? Hayatın bir garip yanı varsa, oda olsa olsa
bizim gibi biçare yolculara yoldaşlık etmek. Yol bilmez, iz bilmez,
dilinden keşkeler düşmez, neden diye sorgulamayı kendine siper edinmiş
yolcularla ne kadarda başarılı bir ömür filmi çıkarılabilirki. Hayat
senaryosuna ne kadar başarısızlık yüklenebilir ki, senaryoda
yazılanları idrak edemedikten sonra. Yönetmenin asıl ifade etmek
istediğini çekip alamadıktan sonra.Şarkı başlar ahenksiz, Sessizlik
sesi acımasız, HAYAT çıglık....Kesin Kesin olmazlarmı, Güldürmeyen umut
mu, HAYAT tereddüt...... Kopuk kopuk
her yerinden, Dökülmüş mozaikler gibi, HAYAT sırıtkan.......Bütün
yaşadıklarının sadece bir hayal olduÇunu hisettirecek kadar boş...
Gerçekleri sırtlanıp taşıyamıyacak kadar agır, Bir kuşun kanadına
konupta o na dahi hissettirmeden uçabilecek kadar hafif... Kısa bir mola vermek istiyorum, izin verir misin hayat... Gerçekler sancı yapıyor, az bir düş alıp döneceğim!.
Aşktaki
bir soruya insan tek başına cevap olamıyor, ötekisi buna engel. Evet,
insan ilkönce sorulara yönelik yanıtları kendinde aramalıdır, ama
gerçek olan bu değil, ben buna doğru olan da demiyorum, ki nede olsa
bilinç dünyası bize doğruların görece olduğunu da öğretti ve bizler bu
bilinç dünyasının dar ve bazen çıkmaz sokaklarında yaşamımıza engebeli
olarak devam ederiz. Kimi zaman acılarla yanıp kavruluyor, kimi zamanda
isabetsiz kararlarla kendimizi sıkıntılı bir yaşamın kollarına
atıyoruz, ve kimi zamanda bütün hırçınlıklarımızla eğlence dünyasının
peşinden sürükleniyoruz. Ve belki de çok azımız, kıyıda köşede kalmış
mutluluktan çalmaya çalışıyordur. Niye çalıyorlar peki insanlar bu
mutlulukları? Onlardan çalınmış da ondan. Çalmadan mutluluk elde
edilemez mi? Edilmez! Elde edileceği gün, evrende tek bir sorun
kalmayacaktır. Evrende sorunsuz bir günün varolabileceğini kim ileri
sürebilir? Kimse! Dinler mi? İdeolojiler mi? Hümanistler mi? Hiç kimse!
Yüzümü
karşımda duran aynaya çeviriyorum, lanetlenmiş gözlerimi görüyorum,
lanetlenmişlikten çekinmiyorum, korkmuyorum ondan, cesaretle en derin
noktalarına dahin bakıyorum, orada sorulara yönelik yanıtlar arıyorum,
hiçbir yaşam anından iz yok, her yerde yalnızca lanetlenmişlik yazılı.
Bir
kitap yazmak isteği doğuyor içimde, yalnızca bir kitap, ama bir
bakmışsın, sen o yazmak istediğin kitabın peşinden büyük bir istekle
ilerlerken onu yazamadan yüzün üzerinde kitap yazmışsın. Neden? Yaşamın
kendi lanetlenmişliği yüzünden! Peki yaşamı, gözlerimi, başkalarının
mutluluklarını, kim lanetliyor? Kendimiz! Her şeyin kedisidir kendini
lanetleyen. Sıkılarak, kendisine acılar yaşatarak lanetliyor her şey
kendini. Yazmak istediğim kitabı yazamadan lanetlenmiş gözlerimle,
lanetlenmiş yaşamda, lanetlenmiş başkalarının aralarında devam ediyorum
zamanın sularında ilerlemeye. Kitabı yazabilecek miyim? Azıcık da olsa
başladığım, bütün kitaplarıma değer o kitabım sonunda gerçekleşecek mi?
Yani beynim, yani yüreğim, yani gözlerim, yani yaşam, yani başkaları
güzelleşecekler mi bir daha? Kitabım amacına ulaşacak mı?.. Kafam
çatlıyor, başım ağrıyor, sorular dur durak bilmiyor. Of, of. En iyisi
yine o kadına gitmeliyim, en çok onu seviyorum....
Artık aldanmak istemiyorum. Beni sevgilerinin ölümsüzlüğüne inandır, korkulardan, şüphelerden kurtar. Hiç aldanmamışların o engin iç rahatlığına hasretim. Ayıkla, arıt beni... Bütün insanlar aldanıyormuş, sürekli bir aldanmaymış yaşamak... Ne çıkar? Ben artık aldanmak istemiyorum ya! Sen ona bak... Onun için seni erişemeyeceğin bir yere çıkarmayacağım, olduğun gibi seviyorum seni. Olmanı istediğim gibi değil... Hiç olamayacağın gibi değil... Neredeysen orada dur... Nasılsan öyle kal...
Bütün mevsimleri bir günde, bütün yılları bir mevsimde yaşamaya razıyım seninle. Yanımda olduğun zamanlar nasıl apaydınlık oluyorum, nasıl içim huzurla doluyor, görmüyor musun? Gözlerimin derinliğine bakma; başın dönmesin... Gelecek günleri düşünme, korkma büyük hazlar yaşamaktan. Erişemeyeceğin hiç bir mutluluk yok. "Yaşadım" diyemeyeceğin hiç bir günün olmayacak benimle...
Hiç aldatma beni, hiç yalan söyleme... Bir gün aldatsan bile; aldandığımı senden öğrenmeliyim önce. O zaman ölsem de mutlu ölürüm, inan... Biraz da olsa inanmış ölürüm.
Aldanmak...
En büyük yıkıntısı iç dünyamızın...
Aldanmak...
Ses veren üç telimizden birinin kopması...
Aldanmak...
O en son fakat en kesin kabullendiğimiz gerçek...
Sen hiç aldatma ne olur!..
Yıkılışım da sevgim kadar büyüktür benim. Bırak, kalbimden ses veren bütün teller ben yaşadıkça sana inanmayı söylesin. Sana kayıtsız, şartsız inanmak olsun; bütün kazancım yaşamaktan. O zaman her şeye katlanırım. Korkulardan, endişelerden uzakta her saniye yaşadığımı bilirim. Çaresizlikler beni korktumaz. Şu aşağılık dünyanın hiç bir acısı seni sevmeyi unutturamaz bana artık.
İnanmak; seni düşündükçe söylediğim bir şarkı olmalı dudaklarımda...
İnanmak; gökyüzünün en karanlık zamanında bile görebileceğim bir yıldız olmalı...
Dağlardan, denizlerden esen serin rüzgarlar gibi, senden gelen bir şey olmalı inanmak. Kimi gün kalem olmalı parmaklarımda, kimi gün kulağımda musuki, gözlerimde ışık olmalı. İçtiğim suda, yediğim ekmekte sana tüm inanmanın tadını duymalıyım. Her sabah ilk ışık, sana inanarak yaşayacağım mutlu bir gün getirmeli bana. İşte o zaman yokluğuna bile dayanabilirim, özlemlerim daha derin bir anlam kazanır. Seni beklerken şüphelerin o kahredici zehiri ile, geciktiğin her saniye bir defa ölmem.
Artık aldınmak istemiyorum. Seni aldatmak zevkinden sonuna kadar mahrum edeceğim. Beni aldatmanın acısını da, sevincini de hiç tattırmayacağım sana. Çünkü, aldattığın zaman; yemin ediyorum yeryüzünde olmayacağım. İnanmışlığım ölüme kadar sürsün, bırak...